Köşe Yazısı Detay

Pedagojik Korku Sineması'na Bakış

Ezgi Küllük / Sosyolog

Geçenlerde bir dergide “pedagojik korku sineması” diye bir kavrama rastladım. Merak edip oturdum ve bir güzel araştırdım. Aslında korku sinemasını gelişim basamaklarıyla nasıl bağlayabiliriz diye düşündüğümüzde,çok da kafa yormamıza gerek yok. Çünkü ne yazık ki herkes her şeyi birbirine çok da güzel bağlayabiliyor. Sonra bunu birkaç makaleyle veya kitapla destekleyip karşımıza “bilim yaptım” iddiasıyla çıkabiliyor. Okuduğum makalenin bazı yerleri ilgimi çekerken bazı yerlerini ise saçmalıklarla dolu bulduğumu itiraf etmeliyim. Ama yine de farklı olması açısından burada sizinle paylaşmak istedim.

Pedagojik korku sinemasıyla, gelişimin zorlu basamaklarına sembolik olarak gönderme yapan korku filmleri kastediliyormuş. Mantık açısından çoğu zaman saçma sapan olarak nitelendirdiğimiz bu filmlerde, bilinçdışının yüz yüze gelmekten çekindiği dertleri sembollerden kıyafetler giydirip bilinci ürkütmeyecek biçimde karşımıza çıkarıyoruz. Bu noktada Jung’a göre de, korku filmlerindeki karakterler bir bakıma daha fazla bastıramadığımız arketiplerin bozulmuş birer versiyonu.Sembollerin her biri de iç dünyamızdaki bir eksikliğin, darbenin veya incinmişliğin metaforu olarak karşımıza çıkıyor.

Korku sinemasına pedagojik açıdan baktığımızda, tabi ki hemen aklımıza Freud ve Jung geliyor. Çünkü pedagojik korku sineması aslında tam da Freudyen anlamda gelişim basamaklarını temsil ettiği iddiasında. Özellikle kurt adamların ve vampirlerin bilinçdışımızdaki iç hesaplaşmaların bir yansıması olduğunu düşünüyorlar. Bu mantıkla, kişinin bilinci sorunu anlayamasa da bilinçdışı bunu hissediyorhatta görüyor ve görselleştiriyor. Bunlar rüyalar, semboller, nevrozlar veya unutkanlıklar gibi mekanizmalarla dışarıya çıkıyor.

Vampir ve kurbanın ilişkisini dürtü ve haz objesi olarak soyutladığımızda, hayatlarının devamlılığının ve hazzın tamamen ağız faaliyeti üzerine odaklandığını görürüz. Vampir filmlerinde bu durum, çocuk gelişiminin 0-1 yaş arası oral dönemine tekabül eder.  Vampirlerin hayatta kalmak için kanla beslenmelerisonsuzluğa uzanan yaşamlarındaki biricik hedefleridir. Yani vampir-kurban ilişkisi ile Freudyen anlamda bebek-meme ilişkisiyle aynıdır. Freudyen teoriye göre, bebeğin memeyle birkaç farklı ilişki şekli vardır. Bebek kimi zaman emdiği memeyi sonuna kadar sömürmek ister, kimi zaman memeyi kıskanarak onu tamamen içine almak ister veya onu süt vermediği zaman parçalamak ister. Bu mantıkla baktığımızda, vampirin kurbanının kanını emerek tüketmesi ve öldürmesi ardından da yeni kurban arayışı, oral döneme saplanıp kalmış 0-1 yaş arası emme dönemini uzatmış bir çocuğu hatırlatır bize. Diğer yandan, bu tarz korku filmlerinin çoğunda bir din adamı (özellikle de rahip) çıkar karşımıza. Freudyen açıdan baktığımızda rahip, bir bakıma süper egonun ve babanın söylemini ifade eder. Rahip kelimesinin Latince’de padre yani peder, baba anlamına geldiğini de göz önünde bulundurursak, bu varsayım daha da kuvvetlenmektedir.

Kurt adamlar ise daha çok Jungcu yaklaşımla ele alınmaktadır. Yani Jung açısından kurt adam bir çeşit gölgedir. Gölge bir anlamda, bizim karanlık yüzümüzdür. Persona, gölgeyi ne kadar bastırırsa gölge de o kadar büyük ve güçlü olur. “Kurt adamlık” kişinin kendi vücuduna yabancılaşmasının ve vücudunun arzuladığı şeyin tamamen kontrolden çıkışının sembolleştirilmiş halidir. Bu da tam olarak ergenlik dönemini hatırlatır bize. Her şeyin gün ışığında olduğu çocukluğun dünyasından ergenliğe geçiş, kilitli kapılara ihtiyaç duyulmaya başlandığı ve gece hayatının başladığı bir döneme işaret eder. Hatta söz konusu kurt kadınlar olursa adet kanamasını ifade eden ay halini bile aklımıza getirebiliriz. Jung öğretisinden yola çıkarsak, kadının aybaşı dönemleri ile ayın dönemleri arasında analojik bir eşleşmeyakalayabiliriz. Bu mantığa göre, gökyüzündeki ayın haliyle kurtluk süreci başlayacak ve ortalık kan revan içinde kalacaktır.Ergenlik döneminde vücut artık süratle farklılaşmaya başlamıştır. Yüzde çıkan sivilceler, büyüyen uzuvlar, kıllanan bir vücut… Bu soyutlamalar içerisinde kurt adam sembolü öncelikle kendine yabancılaşan vücudu temsil eder, ikinci olarak da, genellikle bütün canavarlar için geçerli olan dizginden boşanmış, bilincin ve süper egonun elinden kurtulmuş saf dürtüyü… Bütün bu değişimler kısa bir zaman aralığında gerçekleşir. Ancak asıl dehşet verici olan cinsel enerjinin engellenemez ve kontrol edilemez oluşudur. Dürtüler bütün benliği kontrol altına alır. Ambivalan duygularla ahlaki değerler ve dürtüsel tatmin karşılıklı çatışmaya girer daha önce bilinen dünya artık asla eskisi gibi olmayacaktır. Ergenlik sadece görsel bir değişiklikle vücudu ele geçirmekle kalmaz, zihin ve ruh dünyası da benzersiz düşünce ve duygularla işgal edilmiş olur.

Sonuç olarak okuduğum makaleye göre, pedagojik korku sinemasının canlandırdığı bütün “canavarlar” aslında çocukluk dünyamızdan gelen kâbusların tiyatral olarak yeniden canlandırılmalarını ifade ediyor. Bu korkuların da ileriki yaşlarda görüntü olarak olmasa da duygulanım olarak her insanın içinde bir çekirdek halinde varlığını sürdürdüğü iddia ediliyor. Yani bu mantıktan yola çıkarsak, korku sineması aslında bu çocukluk kâbuslarının bir devamı ve ciddi anlamda pedagojik bir bağlamı olduğu düşünülüyor. Tabi katılıp katılmamak size kalmış…

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir