Köşe Yazısı Detay

Hüzünler Kraliçesi Olmak

Nihal Tokat Kuşhan / İletişimci

İnsanoğlunun olgunlaşması için pek çok duygu durumunu deneyimlemesi gerekir diye düşünüyorum. Bu duygu durumlar içerisinde de mutluluk, sevinç, neşe kadar insanın acı ve hüzünle de teması olmalı elbette. Acılar, kayıplar, üzüntüler ne şekilde olursa olsun insana bir dünya görüşü kazandırıyor ki bence bunu kimse inkâr edemez, değil mi?

Acı olmalı, kayıplar yaşanmalı, kişi üzülmeli ki büyüsün. Fakat burada gerçekten anlatmak istediğim şey, insanlar üzülsünler, kahrolsunlar gibi bir durum değil. Tamamen içsel yolculuğumuz içinde her şeyden bir parça yaşanmışlık olmalı demek istiyorum. Melankoli de, hüzün de yer almalı dünyamızda…

Gelgelelim bu durumu bir çığ gibi yuvarlayarak büyüten pek çok “hüzünler kraliçesi / kralı” var etrafta. Her yaşanmışlıkta kendini kurban gören, olanların kendi suçu olmadığını iddia eden, dertli, kasvetli insanlar. Eminim sizlerin de etrafında böyle pek çok insan mevcuttur. “Ah felek, zalim felek!” Evet bir derdimiz olmalı hayatla da bu dozda değil!

Talihsizliklerle dolu bir hayat elbette sizin suçunuz olamaz, ama burada feleğin de bir suçu yok gibi. Melankolik olmayı uçuruma yuvarlayıp mumlar yakmak, gecenin sessizliğinde kendi içine bakıp bakıp kararmak, geceden daha siyah olmak yersiz değil mi? Yani talihsizliklere eyvallah mı demeli yoksa aslında acılara yapışıp kalmış ruhunuzu mu temizlemeli? Biraz tebessüm etsek mesela?

Böyle insanların hayatlarını değiştirmek gibi bir çabaları olmadığı gibi, kurban olmaya kurban olmuş atıl ruhlar denizinde yüzmektedirler… Tabii ki elimizi kolumuzu bağlayan şartlar olabilir, ama “kurbanım ben,” diyerek divane olmak nereye kadar? Sizce de bir yerlerde bir sıkıntı yok mu?

Hep hayat suçlu, siz kurban; hep başkaları hatalı, siz kurban; hayat acı, o hayata katlanmak acı… Kurbansınız ve hikâyeniz çok acıklı ya, anlatır durursunuz bıkmadan. Arkadaşlarınız, dostlarınız var mı etrafınızda hâlâ? Kim kaldı bu hikâyeden pay almayan? Yakınıp durduğunuz şeyleri yaparsınız; en acılı siz olduğunuzdan başkalarının “gerçek” olan acıları sizi ilgilendirmez. Ne münasebet! Kurban sadece sizsiniz…

Şarap gibi yıllanacak sonra bu durum. Yıllandıkça hoş gelecek, yalnızlık getirecek, vazgeçilmez olacak. “Kurtulmam lazım,” nakaratını terennüme devam edeceksiniz.

Zaten her şey boş ya, şükran duymayın hayata. O size çok kötülük etti. Bedeniniz tam, nefesiniz niye bahşedilmiş umursamayın siz. Her şeyi sıradan mı sanırsınız? Oysa ki “Hayatı fazla ciddiye alma” demiş Elbert Hubbard, “nasıl olsa içinden canlı çıkamayacaksın.”

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir