Köşe Yazısı Detay

Karşımda Duranın Ayak Kabı-sı (!)

Nihal Tokat Kuşhan / İletişimci

İnsan ilişkisi ruhlarımızı tedavi eder… Kendimi bildim bileli herkesle selamlaşırım; sabah yolda yürürken yolu süpüren belediye işçisiyle, komşularımla, esnafla, işyerindeki arkadaşlarımla, otobüs şoförüyle, bankadaki memurla… Kolay gelsin demek, günaydın demek, hatır sorup teşekkür etmek çok zor olmamakla birlikte ruhumu tedavi eder; terapi gibi gelir; kendimi iyi ve huzurlu hissederim. Bu tavrımla “uzaylı” muamelesi gördüğüm haller ise hatırı sayılır şekilde çoktur.

Çocuğumla sohbet ederek yaptığımız bir seyahatte, otobüs şoförü biz arabadan inerken, “Pes valla, ne sabır, bir susmadınız, yol boyu konuştunuz el kadar çocukla. Ne anladıysa?” demişti. Bir devlet hastanesinde doktorun yanına, “Gününüz aydınlık olsun,” diyerek girdiğim bir gün ise neredeyse dayak yiyordum. “Gün aydınlık mı ki? Geçin şöyle!” cevabı ile vücut dilime yansıyan kızgınlık ve hayalkırıklığı neşemi kaçırdığı gibi, cebimde öylece durup kâğıda dökülmeyi bekleyen kelimelere yenilerini eklememe neden olmuştu. Bu da kârdı.

Böyle durumlarda çıplak geldiğimiz dünyadan yine çıplak gideceğimizi arada hatırlamak gerek sanki. Suyun içinde can bulup, suda yıkanıp veda ettiğimiz dünyada hissedelim ki hissettiklerimiz de bizi ve “o anı” hissetsinler… Hemdem olalım...

Genelde hissedilmeyiz, çünkü hissetmeyiz çıplaklığı da, çıplak olanı da… Çok mu abarttım. Tamam, o zaman şöyle ifade edeyim; hani o dilimize çokça doladığımız “empatiye” atıfta bulunayım: Karşımızdakinin ayakkabılarını giyerek bakmayız dünyaya, zaten karşımızdaki de pek hevesli değildir bizim ayak-kabı-ya…

Dünyanın en eski iki gerçeği doğum ve ölüm iken, bu “gerçekle” yaşarken, oradan buradan yaptığımız alıntılarla doldurduğumuz yaşama içleniyor(-muş) gibi yaparken, suretimizi buluşturamadığımız bunca insanla nasıl olacak da ruhumuz buluşacak?

Sözlerden önce göz teması da kuramayız çoğumuz ve gözler kalbin aynasıdır aslında. İnsan ilişkisinde yadsınamacak bir rolü vardır. Anlamak ve anlaşılmak için iyi bir adımdır. Ayrıca göz göze bakmak herkesi rahatlatır ve sürecin içine alır. Çünkü yüze ve göze bakmak, duyguya bakmak demektir. Nitekim seven insanlar birbirlerini yüzlerinden ve gözlerinden okur... Ama en iyisi kimseyle yüz göz olmamak değil mi? (!)

Bugünün teknoloji temelli “iletişiminde” (!) yüz yüze iletişimin getirdiği sözsüz ve bedensel iletişimi kaçırıyoruz mesela. Hayatı kaçırıyoruz bir de tabii… Dip dibe hatta diz dize oturduklarımızla selamlaşmak, konuşmak, anlamak ve anlaşılmak derdimiz değilken, kullandığımız sosyal medya aracının “ne hissediyorsun?” köşesine “heyecanlı hissediyor”, “üzgün hissediyor”, “aç hissediyor,” yazıp duruyoruz…

Ben, bana “merhaba” diyen insanları görünce çok mutlu oluyorum. Hapşırdığımda hiç tanımadığım biri iyi dileklerde bulunduğunda mutlaka tepkimi gösteriyor, teşekkür ediyorum. Bunun hoşuma gittiğini dile getiriyorum. Sanırım psikolog arkadaşlarım için benim bu takıntılarım (!) iyi birer obsesyon vakasıdır.

Bazen ağzımızdan çıkan herhangi bir kelime/cümle karşımızdakini tahmin edemeyeceğimiz yerlere götürerek o kişinin fizyolojisini değiştirebilir ki sözler… Sözler sihirlidir ve büyü içimizde gizlidir aslında.  

Ben, sözcüklerin sihrine inanan bir anne olarak, insan ilişkilerimle, kardeş olma, evlat olma, eş olma gibi toplum içindeki tüm rollerimle, “insan” kaynaklı olan her türlü iletişimde de, diğer canlılarla olan iletişimimde de evladıma iyi örnek olma çabasındayım. Zira benim ruhum beslenirken o da neşeli ve mutlu oluyor. Ebeveyn olarak deneyimlerimizin mayalanarak bir sonraki nesile geçtiği gerçeğini “gerçekçi” bir şekilde oturup etraflıca düşünürsek ruhumuzu tedavi etmeye başlarız sanki ne dersiniz?

İnsanlık homojen bir yapı değil elbette. Sorun tercihlerde yatıyor galiba...

Ayağın kiracısı olduğu kaba ne dert yandığını bilemesek de karşımızdakini anlayacağımız, anlama gayretiyle ilham alacağımız, teselli bulup ruhumuzu tedavi edeceğimiz güzel günlere…

Not: Bir telefon şirketinin yaptığı araştırmaya göre, 2012 yılında küresel bazda 10 trilyon telefon mesajı gönderilmiş. “Sizce bu kadar mesajdan kaçı insanlara ilham vermiş, onları duygulandırmış veya teselli etmiştir?” diye soruyor Kemal Sayar. Sizce?

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir