Köşe Yazısı Detay

Tükenmemek mümkün mü?

Yrd. Doç. Dr. Ferzan Curun / Akademisyen

Hepimiz zaman zaman kendimizi tükenmiş hissederiz. Bir yandan günlük yaşamdaki bir çok uyaran, bir yandan iş yaşamımızdaki yük ve sorumluluklarla başa çıkma, bir yandan yaşamımızdaki zor insanlar…Bütün bunları daha fazla taşıyamayacağımız, her şeyden kaçıp sakin bir hayat kurma düşünceleri özellikle metropollerde yaşayan insanların kafasını ara sıra meşgul eder.

Bu konuda özellikle iş yaşamındaki tükenmişlik ve sonuçlarına ilişkin geniş bir literatür mevcut. Bu araştırmaların sonuçlarına göre, aşırı iş yükü ve çatışmalar kişinin duygusal kaynaklarının çökmesine ve onun işi ile mesafe koymasına yol açıyor. Bu durum bireyin hayatının diğer alanlarını da etkilemeye başlıyor. Böylece, kişi enerjisiz, depresif, içine kapanık bir hal almaya başlarken bir yandan da baş ağrıları, kas ağrıları, sık soğuk algınlığına yakalanma ile beraber fiziksel sıkıntılar da yaşamaya başlıyor ve yavaş yavaş yetersizlik ve değersizlik duyguları baş gösteriyor.

Bu durumun tam tersi ise canlılık olarak isimlendirilir. Canlılık kişinin ruhsal ve bedensel olarak kendini enerjik hissetmesidir. Kişi olumlu duygular yaşar, neşelidir. Fiziksel olarak aktiftir, sosyal ilişkileri iyidir, işinde başarılıdır. Kendini sever. Kısacası yaşam için gerekli olan enerjiye sahiptir.

Hepimiz zaman zaman canlılık halini de tükenmişlik halini de deneyimlemişizdir. Elbette canlılığın yaşamımızın çoğuna hâkim olması ve ölgün hissettiğimiz günlerin azalmasını hepimiz isteriz. Peki, buna ulaşmak mümkün müdür?

Bu konudaki klasik psikoloji kuramlarını incelediğimizde (örn., Freud, Selye, Baumeister) kuramcıların farklı kuramsal perspektifler öne sürmüş olsalar da ortak olarak benzer bir noktada olduklarını görürüz. Bu da sınırlı bir enerjiye sahip olduğumuz ve iç çatışmalarımız, stres ya da çok fazla kendini kontrol etme ile bu enerjiyi tüketebileceğimiz bilgisidir. Böyle baktığımızda yaşamın üzerimizdeki yükü taşınmaz bir hal alınca sınırlı enerjimiz olduğumuz için herkes için tükenmişlik kaçınılmaz olur.

Diğer yandan, Ryan ve Deci isimli kuramcılar üç temel psikolojik ihtiyacımızı karşılayacak biçimde aktivitelerimiz düzenlersek tükenmeyeceğimizi, canlılığımızın süreceğini söylüyorlar. Bu ihtiyaçlar özerklik, ilişkisellik ve yeterliktir. Öncelikle davranışlarımızı dış baskıların taleplerine göre değil de, kendi içsel motivasyonlarımıza göre düzenlersek enerjimizin düşmeyeceğini belirtiyorlar. Elbette bunu başarabilmek oldukça yapılanmış ve bizden sürekli bir şeyler isteyen dışsal talepler karşısında kolay değil. Her şeye rağmen, zorla yaptığımız değil gerçekten isteyerek yaptığımız işleri arttırmayı başarmamız mümkün. İkinci temel ihtiyacımız olan ilişkisellik ise ait olma duygumuz. Elbette bundan kastedilen nicelik, çıkar ilişkileri ya da mecbur hissedilen ilişkiler değil. Gerçek, derin, samimi, anlaşıldığımız ve olduğumuz gibi kabul edildiğimizi hissettiğimiz ilişkiler kurabilmek. Böyle ilişkileriniz olduğunda onay alabilmek için ya da çatışma için enerji harcamayacağımız için enerji kaybına uğramayacağımız da kolayca anlaşılabilir. Son ihtiyacımız ise yeterlilik kontrol etmek ve keşfetmekle ilgilidir. Tükettiğimizi değil, ürettiğimizi hissettiğimizde yeterli olabiliriz.

Sonuç olarak bütün bunların ışığında dışsal baskılara, samimiyetin değil, çıkarların vurgulandığı ilişkilere, daha fazla tüketerek mutlu olacağımızı söyleyen dış seslere direnip, kendimize, değerlerimize, gerçekten yapmak istediklerimize, gerçek ilişkilerimize, gerçek benliğimize sahip çıktığımızda, bir süre yıpransak bile daha canlı ve yaşam dolu olabileceğimiz öne sürülebilir. *Tükenmişlik ve pozitif psikoloji ile ilgili makalelerden yararlanılmıştır

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir