Köşe Yazısı Detay

Büyükşehir Gelişiyor

Tuğçe Zeynep Abalı / Sosyolog

Hayatımızın her alanında daima değişim oluyor. Son on yıldır konuşulan değişimlerden biri de şehirleşme anlayışında farklılıklar. Şehir, kentleşme demekti bu da gelişmeye denk düşerdi; sorun ise trafik, gecekondu, çarpık kentleşmeydi. Gecekondu meselesi artık büyük kentler için bitti diyebiliriz. Öyle ki artık aşırı kentleşmeden bahsediyoruz, bu da aşırı gelişmeye denk düşüyor sanırım.

Evet, son on yıldır şehirlerdeki yerleşim alanları hızlı bir gelişim gösteriyor. Gerek şehrin merkezinde, gerekse şehrin dışına doğru bir büyüme söz konusu. Kent dediğimiz büyük yaşam alanları son derece değişiklik gösteriyor.

Bir yandan deprem riskinden bahsedilirken bir yandan ünlü inşaat firmaları tarafından ya da devlet eliyle yapılan çok yüksek binalar, siteler şehrin herhangi bir yerinden yükselir oldu. İş bulmak, okumak, kentin sunduğu geniş sosyal ve ekonomik olanaklardan yararlanmak, kırdaki itici sebepler şehre gelenlerin geri dönmemesine ve kent nüfusunun giderek artmasına sebep oldu. Artan nüfus ve daha iyi şartlarda yaşama isteği bizi bu yüksek binalarda yaşamaya zorladı.

İlk yerleşim alanları sulak yerlerde dere boylarına kurulurdu. Şimdi ise modern yaşamın gerekliliklerinin çevresinde şehrin merkezine ya da çeperine inşa ediliyor yeni kentler. Adına kent diyoruz ama bu siteler bir nevi köy gibi oluyorlar, eşi dostuyla birlikte olmak isteyen yakın sosyo-ekonomik statüdeki insanlar aynı sitelerde yaşamaya başlıyor, aynı alışveriş ve yaşam alanlarını kullanıyorlar. Köy benzetmesi yapmamdaki sebep ise şu; şehirler için insanların birbirini tanımadığı, geniş yaşam alanları atıfları yapılırdı, yeni şehirlerde tam tersine bire bir tanımasalar bile insanların çoğu aynı çevreden geliyor ve sonuçta köylerde olduğu gibi sınırlı bir yaşam alanını paylaşıyorlar.

Yüksek binalar, site yaşamı büyük şehirler için bir zorunluluk olsa da yeni şehirler kurulurken şehirlerin kültürel ve tarihi yapısının koruması önemsenmeliydi. (Tophane, Sulukule örnekleri) Yani ki olması gerekenin aksine şehirlerimiz planlanmadan inşa ediliyor. Geniş alanı bulan binaları konduruyor üzerine. Bazense tarihi yerleşim yerleri yeniden imar ediliyor ve üst gelir gruplarının cazibe merkezi haline getiriliyor. Adına da “soylulaştırma projesi” deniyor. Şehirler genişledikçe üst gelir grupları şehrin genişleyen ya da soylulaştırılan bölgelerinde yerleşmeye başlıyor ve eski yerleşim yerleri düşük gelir düzeyindeki insanlara bırakılıyor.

Modern şehir yaşamını hak eden bölgeler şehrin imkânlarını sonuna kadar kullanırken bir diğer grup, kendisine sunulan kadarıyla yetinmek zorunda kalıyor. Özetle mantar gibi her düzlükte çıkan binalar hem şehrin siluetini bozuyor hem de mekânsal tabakalaşmaya neden oluyor. Oysa bu şehirler planlanırken gerçek manada işi bilen kişilere danışılsa, rant düşünmek yerine biraz da bölgenin tarihi değeri düşünülse, tarihi değeri geçelim insanlar yuvası bozulan kuşlar misali ordan oraya atılıp örselenmese...

Kendisini bölgeden soyutlamış lüks yaşam imkanları sunan, hepsi birbirinin aynısı yapılar yerine kendi tarihimizden ve geçmişimizden örnekler alıp çıkarımlar yaparak yeni yerler inşa etmeliyiz. Tarihi yerleşim bölgelerini gezerken gördüğüm çeşmeleri, eski yapı evleri, asırlık çınarları da koruyarak tabi. Onları her zaman görmeyi herkes kadar ben de isterim. Yok etmek ve bu alanlar hakkında maddi hayaller kurmak yerine iyi tahlil edilmiş, titiz çalışmayla yapılacak restorasyon işlemleri de gerekmektedir.

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir