Köşe Yazısı Detay

Kentin Ortasındaki Gayya

Fahriye Arıcı / Psikolog

Son yıllarda giderek hızlanan ve kulağa son derece masumane gelen "kentsel dönüşüm" adı altında İstanbul'un çeşitli semtlerinde, daha çok alt sınıfa mesnup kişilerin yaşadıkları bölgelerde, yeni iskan projeleri hayata geçirilmesi ile burada yaşayan insanlar yerlerinden ediliyor. Ortaya çıkan yeni konut tipleri, şehri çevreleyen, dış dünyayla teması en az düzeye indirgemesi itibariyle "güvenlik" vaat eden daha çok gelir düzeyi yüksek sınıflara hitap ediyor. Özellikle 1950 ve sonrasında köyden kente hızla artan göç dalgası büyük şehirlerde gerek sınıfsal, gerekse ekonomik açıdan varolan uçurumları daha görünür kıldığı gerçeği, parçalanmış kent yapısını açık seçik ortaya serdiğinden, bugün yaşadığımız dönüşümlerin altında yatan nedenlerden yalnıca biri olsa gerek.

İstanbul'un, Ataköy ve Şirinevler semtlerinin farklı toplumsal yapısı ve gelir düzeyleri açısından uzak görünen ama bir o kadar da yakın olan iki farklı dünyayı birleştiren Ataköy-Şirinevler Köprüsü, gündelik hayatın dinamikleri ile nasıl değişebildiği ve kentsel dönüşümün henüz uğramadığı en çarpıcı örneklerden bir tanesi. Bir tarafta gelir düzeyi yüksek görece eğitimli kesimin yaşadığı, modernleşmenin 'ehlileştirilmiş' yüzünü temsil eden düzenli bahçeleri, yüksek katlı benzer yapıda binaları, yürüyüş parkurlarıyla Ataköy, diğer tarafta ise, 1970'li yıllarda pavyon ve genelevleriyle dolu olduğu efsanesinin yaygın olduğu, göçle gelen çeşitli etnik grupların, kaçak göçmenlerin tercih ettiği, konfeksiyon atölyelerinin, ucuz marketlerin, dersanelerin, işyerlerinin ağırlıkta olduğu gözlemlenen şehrin çarpık yapılaşmalarına örnek gösterilebilinecek 'karmaşık' yaşam alanlarından biri olarak ilan edilen Şirinevler.

Ataköy-Şirinevler Köprüsü, gündelik hayatın sınır, mekan ve iktidar yapısı tanımaz gücüyle, tüm bu karşılıklı algılamaların, farklı hüviyetlerin, hiyerarşik yapıların adeta buharlaştığı bir alan olarak karşımıza çıkıyor. Hafta içi her gün, özellikle akşam saatlerinden gece yarısına kadar süren, Şirinevler tarafından gelen seyyar satıcıların köprüyü kaplıyor. Her iki taraftan da alışveriş yapmak için gelenlerin, görünüşlerinin ya da konuşmalarından kimin hangi tarafa ait olduğunun izlerinin silindiği bambaşka deneyimleri de gözler önüne seriyor. Köprü bir anlamda ayrıştırılmaya çalışılan kesimlerin alışveriş maksadıyla da olsa biraraya geldiği, iki taraf için de son derece gürültülü, canlı olan bir mekan işlevi görüyor. Bu durumu anlamlandıran esas faktör gündelik hayatın örmüş olduğu duvarların kalkması sonucu oluşan diyalog. Mikhail B. Bakhtin 'ben' olabilmenin, 'özbilinçliliğin' sözsel iletişime bağımlı olduğunu ve kendini geçekleştirmede başkalarıyla etkileşime geçmenin sayesinde mümkün olabileceğini savunuyor. Belki de bu yüzden, iki taraf da köprünün öte tarafı olan yerde duydukları bizar durumu burada hissetmiyorlar. Kısacası köprü, herkesi eşitleyen, kentin bölünmüşlüğünü yok eden, çelişkilerin adeta bir bütünlük havası verdiği çokkültürlü atmosfer itibariyle de diyaloglarla yakınlık doğuruyor. Köprü,tüketimin alışveriş merkezleriyle sınırlandırılmaya çalışıldığı günümüzde, soyutlanmış tüketici alışkanlığını altüst eden, samimi olarak insanların karşılıklı etkileşimlerinden doğan bir buluşma noktası olarak da görülebilir.

Tekrarlamak pahasına belirtmem gerekirse, Ataköy-Şirinevler Köprüsü, gündelik hayatın sınır tanımazlığının ve içine sığmayan potansiyelleri dışa vurma kabiliyetinin açığa çıktığı noktalardan yalnıca bir tanesi. Anlatılanların 'bir laboratuarda yaşananlar' kıvamında bir algıya sebep olmamasını, asıl amacımın, Şirinevler'i -ya da sosyo-kültürel yapısı benzer semtleri- ima eden 'Meksika Sınırı' başlıklı haberlere denk gelindiğinde, uzağımızda gösterilmeye çalışılan alanları, gündelik hayat dinamiklerinin kenti anlamaya çalışırken hatırdan çıkarılmaması yönünde bir anlayışa yol açmasını umut ediyorum.

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir
garip bir şirinevler sakini 29.04.13 / 11:27
Fahriye Hanım şirinevlerde yaşayan biri olarak yazdıklarınızı okurken gözümde canlandı, bu köprüyü malasefki istanbul yogunlugunda toplu taşımaya yetişmek için ve yine istanbul yorgunlugunda eve dönmek için kullanırken, uzaktan gelen arabanın farları arasında hayat hikayeleri yüzlerinde okunan insan yüzleri izleyerek eve dönüyorum, arasıra eskaza karşıya geçiyoruz ve karşıdan-karşıya tahmini500 metre uzaklıgın bu denli farklı olabileceğinin hayreti içerisinde mutlu, keyifli yürüyorum ataköyün sokaklarında, ayrıca son olarak köprüden her geçerken karşıda oturan çok sevdiğim bir dostum aklıma geliyor o tarafa bakınca ataköyün o güzelliğiyle özdeşleşen, ayagım bazen oraya gidiyor, bazen aramak için elim cebime, ama bu denli farklılıkların çok olduğu şehirde hayatda yogun geçiyor, çok sevdiğim büyük bir dostumun söylediği söz ile bitirmek istiyorum:"İstanbul bir arada yaşayıpta bir araya gelemeyenlerin şehridir..." saygılarımla.
(Oyunuz alınmıştır!) 0 1
sena 04.04.13 / 15:19
Sn.Arıcı epeydir gündemde olan bu konuya çok yerinde bir bakış açısı getirmiş,kendisini kutlarım.
(Oyunuz alınmıştır!) 0 3