Köşe Yazısı Detay

Türk Sinemasında Delilik Kavramı

Ezgi Küllük / Sosyolog

Delilik kavramı, tıbbi bir terim olmaktan çok, kültürel bir kavramdır. En genel anlamda Marshall’ın tanımladığı “bireyin, kendisi, sosyal çevresi, içinde yasadığı toplum ve kültür ile bağlarının zayıflaması ve giderek kopması” anlamına gelen yabancılaşmanın bir sürecini oluşturur. Bu konudaki çeşitli yaklaşımlar, birbirine karşıt iki temel görüş içerisinde toplanırlar.

Birinci görüsü benimseyenler, toplumsal normlara uyma oranının normali, bu kurallardan sapma oranının ise normal dışını belirlediği görüsünü savunurlar. Bu görüsü benimseyenler, toplum kabul ettiği sürece belirli bir davranışın normal dışı sayılamayacağı görüsündedirler; bünyesindeki normal bir davranışı, normal dışı olarak yorumlayabilen «hasta toplum» kavramını kabul etmezler.

İkinci görüşte olanlar ise, belirli bir oranda toplum kurallarına uymanın, toplu halde yasamak için gerekli olduğunu, bunun karşıtı tutumların bireyin kendisi ve toplum için de zararlı olabileceğini kabul etmekle birlikte, gerçek normallik için ölçütün, toplumun onayı değil, kişinin kendisini iyi hissedebilmesi olduğunu savunurlar. Bu ölçüte göre bir davranış, toplumun isteğine uygun olsa bile, kişinin gelişmesini engelleyici nitelikteyse uyumsuz ya da normal- dışı sayılmaktadır.

Günümüzde deliliği her disiplin, kendi açısından, farklı yönleriyle ele almaktadır. Deliliğin fizyolojik, psikolojik, genetik, sosyal-süreçleri bir taraftan araştırılırken, bir taraftan da hem bu araştırmalar, hem de delilik olgusu bizatihi edebiyatın, tiyatronun ve sinemanın objesi haline gelmiştir. Psikiyatri var olmasaydı, sinema onu mutlaka icat etmek zorunda kalırdı. Bir ölçüde de öyle oldu.

Hiçbir eşleştirme psikiyatri ve sinema kadar güçlü olamaz ve bu denli ses getiremezdi, çünkü ikisi de alışılmadık ölçüde aynı konuyu paylaşmaktadırlar. Sinema da, psikiyatri de insan düşüncesini, duygularını, davranışlarını ve hepsinden de önemlisi, insan dürtülerini odak noktası olarak alır. Ortak konularının izini sürerken, sinema ve psikiyatri sık sık kesişmişlerdir. Psikiyatristler filmleri incelemiş, filmler de psikiyatriyi incelemişlerdir. Sinemada  “deli”, bazen gerçeğin kendisi, bazense gerçeğin ortaya çıkmasına yardımcı olan kişi olarak yer almaktadır. Delilik kavramı, insanları korkutup içinden çıkılmaz bir duruma sürüklemesine rağmen, bütün bunların aksine deli, insanlara kendi gerçeğini hatırlatmaktadır. Söylenmemesi gereken sözleri, söylenmemesi gereken yerde söyleyerek toplumsal yapı içerisinde, gururlulara, küstahlara, yalancılara haddini bildiren, bir nevi pasifize edilmiş halk kahramanı olarak da insanların karsısına çıkabilmektedir.

Türk filmlerini incelediğimizde “deli” olarak adlandırılan kişiler, genellikle toplumun alt tabakalarından olan insanlardır. 2001 yılında gösterime giren Yılmaz Erdoğan ve Ömer Faruk Solak’ın birlikte çektiği Vizontele’deki “Deli Emin” karakteri, kendi başına yaşayan ve radyo tamiriyle geçinen bir adam; 1986 yılında çekilen Kartal Tibet’in çektiği Deli Deli Küpeli adlı filmdeki baş karakterler olan iki deli ise, geçmişleri tam olarak verilmemiş olsa bile, yine alt tabakaya mensup kişilerdir.  2004 yılında gösterime giren Ahmet Uluçay’ın yönettiği Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak adlı filmdeki “köyün delisi Ömer”, yine kimsesi olmayan, sokaklarda yatan bir kimse. 2004 yılında Ezop tarafından çekilmiş Neredesin Firuze adlı filmdeki Firuze karakterine baktığımızda, bu karakterin, Şizofreni Derneği’nin kurucusu ve konağın sahibi olan Süreyya Hanımın yardımcılarının kızı olduğu görülür. Sadece 1999 yılında Tomris Giritlioğlu’nun yönettiği Salkım Hanımın Taneleri filmindeki Nora karakteri ile 2006 yılında Mustafa Altıoklar’ın yönettiği Beyza’nın Kadınları filmindeki Beyza karakteri üst sınıfa mensuptur.

Türk filmlerindeki deli karakterleri ile Amerikan filmlerindeki deli karakterleri birbirlerinden oldukça farklıdır. Amerikan filmlerinde delilik ana konu olarak incelenir ve işin içerisine psikiyatrist karışır. Oysa Türk filmlerinde sadece “Beyza’nın Kadınları” adlı filmde şizofreni ana konu olarak ele alınmış ve psikiyatrist olan kocası tarafından teşhis konularak seyirciler önüne serilmiştir. Onun dışında “deli” karakterler, karşımıza yardımcı karakterler olarak çıkar.

Delilik Türk kültüründe, Batı’dakinin aksine zaman zaman olumlanır. Örneğin, “delidir ne yapsa yeridir”, “deli deliyi görünce çomağını saklar”, gibi deyimler delilikte gizil bir gücün var olduğuna inancı sergiler. Delilik, zaman zaman toplumun genel değerlerine aykırı davranan, zaman zaman toplumun bireye tanıdığı özgürlüğün sınırlarını zorlayan insanları yüceltmek için de kullanılır. Bu insanlar, toplum tarafından bir yandan ‘deli’ olarak anılırken, bir yandan da saygı görürler. Örneğin Vizontele filmindeki “Deli Emin” karakteri “garip” davranışlarıyla ve babasının da şeyh olmasından dolayı, kimi zaman şeyh olarak kabul edilmiştir. Ayrıca Türk filmlerinde deliler halkla iç içe yaşarlar.Batı sinemasındaki gibi akıl hastanesine veya kliniğe kapatılmış değillerdir. Sokakta, pazarda, köy meydanında, her yerde rastlayabiliriz onlara. Türk sinemasında psikiyatrlar ya hiç yer almaz ya da sadece yan karakter olarak yer alırlar (Beyza’nın kadınları, Neredesin Firuze); çünkü Türk sinemasında “delilik” diğer hastalıklar gibi tedavi gerektiren bir şey olarak algılanmaz; tedavisi toplumun içindedir. 21.yüzyıla gelmemize rağmen, psikiyatri hala alay konusu olabilmekte ve ruhsal bozukluklar hala kategorileştirilememektedir. Beyza’nın Kadınları filminde, kopuk bacak cinayetlerinin aydınlanması için Beyza’nın psikiyatr kocası rolündeki Doruk’un çağırılması ve kendisini psikiyatr olarak tanıtması üzerine, Komiser Fatih’in “bacağın psikolojisini mi inceleyecek?” diyerek dalga geçmesi, daha sonra Doruk’un katil olarak düşünülen kadının hastalığının “multiple personalite, yani çoklu kişilik” olduğunu söylemesiyle, komiser Fatih’in “Deli yani..” demesi, buna örnektir.

Filmlerde deli karakterlerin neden deli oldukları bazı filmlerde gösterilirken bazılarında gösterilmez. Neredesin Firuze, Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak, Deli Deli Küpeli, Vizontele filmlerinde karakterlerin neden deli olduklarını bilmiyoruz. Fakat Salkım Hanım’ın Taneleri ve Beyza’nın Kadınları adlı filmlerde karakterlerin tecavüz ve taciz ya da şiddet sonucu ruhsal bozukluklar yaşadıkları görülmektedir. Salkım Hanım’ın Taneleri’nde Nora’nın kayınpederi tarafından tecavüze uğraması; Beyza’nın Kadınları’nda ise Beyza’nın küçükken kaldığı yetimhanenin müdiresi tarafından şiddet ve tecavüze uğraması, filmdeki karakterlerin neden psikolojik bozukluklar yaşadıklarını anlatır.

Filmlerdeki “deli” karakterlere baktığımızda onların Amerikan filmlerindeki delilerin aksine Dünya’ya iyilik, güzellik getirdiklerini görürüz. Neredesin Firuze filminde Firuze’nin kendine melek vasfı yüklemesi, tüm film boyunca beyaz giymesi; onun saflığını ve iyiliğini gösterir. Firuze, herkese umut dağıtır, karakterlere güç verir.

1986 yılında Kartal Tibet tarafından çekilen Deli Deli Küpeli adlı filmdeki baş karakterlere baktığımıza yine aynı şeyi görürüz. Filmde kısaca,  akıl hastanesinde tedavi gören iki delinin hastaneden kaçıp, bir köye sığınmaları sonucu, köylü tarafından, köye yeni gelen kaymakam ve hakim sanılmaları anlatılır. Filmin ana karakteri bir delidir; fakat hastalığı süreklilik arz etmez. Arada krizler geçirmekte, sonra da ne olduğunu hatırlamamaktadır. Ama etrafına zararı yoktur. Diğer deli arkadaşı ise, kendini hakim sanan bir delidir. Filmde çoğu zaman ana karakter tarafından, “deli misin nesin” diye azarlanır. Çünkü baş karakter, çoğu zaman herkesten daha da akıllıdır. Köye geldiği andan itibaren akıllı bir insandan beklenecek çoğu görevi, fazlasıyla yerine getirir. Deli Kaymakam bu filmde, namuslu, güvenilir, dürüst, doğrudan yana biri olarak tanıtılmıştır. Etrafında dönen oyunlara, büyük kurnazlıklarla karşılıklar verir. Filmde, akıllının yapamadığı işi bir deli yapar. Filmde bunu Deli Kaymakam şöyle yorumlar: “Kim deli kim akıllı onu Allah bilir” ve filmin sonunda da Deli Kaymakam’ın sevdiği kıza, deli olduğunu açıklaması üzerine, genç kız: “Keşke her deli senin gibi olsa, kasabanın tüm dertlerini hallettin” der.

2001 yılında çekilen Vizontele filmine baktığımızda, yine akıllı bir deli çıkar karşımıza. Saf bir Deli Emin’den ziyade, hakkını yedirmeyen, yılmayan bir Deli Emin vardır. Bunu Deli Emin’in radyo tamiri yaptığı adamdan parasını istediği sahnede görebiliriz. Emin parasını ister, ama adam: “Ne istiyorsun lan, psikolojik deli” diyip Deli Emini dükkandan dışarı atar. Ama Deli Emin, filmin ortalarına doğru intikamını alır. Filmin başından sonuna kadar Emin’in kendi tasarladığı elektronik ve teknik bilgi gerektiren eşyaları görürüz. Zaten film de Emin’in kendi tasarladığı duş sahnesiyle başlar. Emin’in echopraxia hastalığı köylüler arasında alay konusudur, sürekli Emin’e takılırlar. Filmde yeri gelir, annesinin mezarına hat uzatıp, annesinin sevdiği müziği dinletmeye çalışan bir Emin, yeri gelir güvercinleriyle ince bir dille konuşan ve güvercinlerine bakacak başka kimsenin olmaması yüzünden sevgilisinden ayrılan bir Eminle karşılaşırız.

2004 yılında gösterime giren Karpuz Kabuğundan Gemiler Yapmak filminde, yine Türk filmlerinin klasik delisi çıkar karşımıza. Deli Ömer, filmde geri plandadır, hakkında pek bilgi verilmez, adı bile filmde sadece bir kere geçer. Deli Ömer karakteri, köylüyle iç içedir. Ömer, gerçeklik duygusunu yitirmiş, zaman kavramı olmayan, yaz olmasına rağmen üstünden hiç çıkarmağı yırtık pırtık bir pardösüsü, şapkası ve el feneriyle gezen bir delidir. Ömer’in gerçeklik duygusunu yitirdiğini zaman zaman dolaştığı mezarlıktaki, nisanlım dediği Nuriye’nin mezar tasındaki ölüm tarihinin 1925 olmasından da anlarız. Deli Ömer filmde sık sık halüsinasyonlar görür ve bu gördüklerinin gerçekliğine inanır. Deli Ömer’in köyle iletişimi yoktur, sadece sinema yapma hayali olan iki tane çocukla konuşur. Filmde Salih’in “Deliden arkadaş mı olur?” demesi ise, Deli Ömer’in bu iki arkadaş için de köyün delisi olarak algılandığını gösterir.

Son olarak, 2006 yılında gösterime giren Beyza’nın Kadınları filmi, psikolojik gerilim tarzıyla Türk sinemasında en farklı deli tiplemesini ortaya koyar. Filmin baş karakteri Beyza diğer filmlerdeki gibi sıradan bir deli değildir. Ruhsal rahatsızlığının teşhisi yapılmıştır (çoklu kişilik - multiple personality) ve filmin ana konusunu bu hastalığın çevresinde döner. Filmde Beyza’nın rahatsızlığı detaylarıyla anlatılır. Beyza ev sahibi kişiliktir. Beyza saflığı ve temizliği ifade eden beyaz elbiselerle çıkar karşımıza. Dilara, Rabia ve Ayla ise alt kişilikleridir. Ayla, Beyza’nın çocukluğu; Dilara yetimhanedeki öğretmeni, Rabia ise yetimhanenin sahibi yardımsever biridir. Beyza tüm bu kişilikleri içinde taşır ve sürekli bir kişilikten diğer kişiliğe geçer. Her bir kişiliğinin ayrı çevresi vardır. Dilara’nın sevgilisi vardır, sürekli onunla birliktedir; Rabia bir hayat kadınını ve onun çocuğuyla ilişki içerisindedir. Herhangi bir motif, bir olay, Beyza’nın başka bir kişiliğe bürünmesine neden olur. Filmin bir sahnesinde Beyza iken, sevgilisinin ona Dilara demesiyle bir anda Dilara olması; yolda yürürken dini bir motif gördüğünde, bir anda üstündekilerden utanıp, yoldaki bir dükkandan hemen bir eşarp alıp kafasına bağlaması ve bir anda Rabia olması buna örnektir. Küçük yaşta, kaldığı yetimhanenin müdiresi tarafından, parmakla tecavüz edilmesinin nedeni olarak, böyle ruhsal bir çöküntü yaşadığı izlenimi verilir. Filmin başından sonuna kadar Rabia karakteri ile Dilara karakteri birbirleriyle çatışır. Ayla karakterini yaratmasının nedeni ise, çocukluğunda yaşadığı tecavüzün, kendisine değil de, bir başkasına yapıldığı düşüncesidir. Tecavüze uğrayan Beyza değil; Ayla’dır. Ev sahibi kişilik olan Beyza’ya baktığımızda ise, Beyza’nın tüm bu olanlardan habersiz olduğunu görürüz. Filmin ilerleyen sahnelerinde Beyza bazı şeylerin farkına varmaya başlar. Babasının evinde bayıldığında gördüğü rüya sahnesinde Beyza, Rabia ve Dilara’yı suçlar ve onları tek tek denize atar, hatta Ayla’yı bile. Filmde tüm ayrıntılarıyla bu kişiliklerin çatışmasını, geçişlerini görürüz.

Kaynaklar:

-       Çoban, Adnan, Şizofreni, Bin Parça Akıl, Timaş yayınları, İstanbul 2009

-       Gabbard, Glen O. – Gabbard, Krin, Psikiyatri ve Sinema, Okuyan Us  yayınları, İstanbul,Mart 2009, s.13

-       Geçtan, Engin. Çağdaş Yaşam ve Normal Dışı Davranışlar, İstanbul, Remzi Kitabevi, 1993

-       Hancıgaz, Erhan, Türkiye’nin Toplumsal ve Kültürel Yapısında Delilik Olgusunun Türk Sinemasına Yansıması Yüksek Lisans Tezi,  Erzurum 2007

-       Masterson, James F., Kendilik Bozukluklarının Psikoterapisi, Litera yayıncılık, İstanbul 2011, s.65

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir
Admin 30.06.13 / 17:16
Öneriniz için teşekkür ederiz. Dikkate alınmıştır. Saygılar.
(Oyunuz alınmıştır!) 0 2
Erol 30.06.13 / 14:55
Lütfen yazılarınıza aradabir satır boşluğu ekleyin, yoksa bu kadar uzun bir yazıyı okumak epey güç oluyor..Saygılar
(Oyunuz alınmıştır!) 0 0