Köşe Yazısı Detay

Kötülüğün Bayağılığı

Yrd. Doç. Dr. Ferzan Curun / Akademisyen

Sosyal psikoloji araştırmaları hepimizin kendimizi birçok açıdan ortalamadan olumlu insanlar olarak tanımlama eğiliminde olduğumuzu gösteriyor. Özellikle ahlaki özellikler söz konusu olduğunda bu yanlılığımız artıyor. Kısacası hepimiz diğerlerinden iyi insanlar olduğumuza inanıyoruz. Kötüler bizlerden uzakta. Zalimler, insanlara acı verenler çoğunlukla bize benzemeyenler…Acaba iyilik ve kötülük çocuk kitaplarında, bazı romanlarda ya da filmlerde, bazı tarihsel metinlerde aktarıldığı kadar net mi ya da bizden uzak mı?

Yazının başlığını olan kötülüğün bayağılığı isimli eser filozof “HannahArendt” e ait. Arendt, kavramı Nazi suçlusu Adolf Eichmann’ın mahkemedeki savunmasını üzerindengeliştirmiştir. Eichmann, işlediği insanlık suçlarına ilişkin savunmasında sadece emirleri uyguladığını söylemiştir. Savunmasında,  ne antisemitizm ne de hasta bir insanın sayıklamaları vardır. Onun işi budur ve o da işine bağlı her birey gibi işinin gereğini yapmıştır. Arendt, bu savunmanın üzerine -çok kısa özetlemek gerekirse-kötülüğün canavarlar, sadistler, caniler… Tarafından yapılan bir kavram olmayıp, aksine gündelik hayatın içinde normal ve sıradan insanlar tarafından yapılabileceğini önermiştir.

Sosyal Psikolog Miligram,Eichmann davasının ve Arendt’inargümanlarının ardından bu konuyu deneysel olarak incelemek istemiştir. GerçektenEichmann ve benzerleri işledikleri insanlık suçlarını sadece kendilerine verilen görevi yerine getirme motivasyonu ile mi yapmışlardır? İnsanların çoğu hiç tanımadıkları bir insana sadece otorite öyle istediği için vicdanlarına, değerlerine aykırı olduğu halde yapabilirler mi?  Sorularını sormuştur. Yapmış olduğu elektrik şokunu tanımadığı diğer kişiye verebilmeyi manipüle eden deneyde Miligram,Arendt’i destekler sonuçlara ulaşmıştır. Özetle, insanların çoğu hiç tanımadıkları insanlara sırf otorite istedi diye onlara ciddi zarar verebilecek düzeylerde elektrik şokları verebilmişlerdir. Yani “kötülüğün bayağılığı, sıradanlığı ” tekrar ortaya konmuştur. Sıradan insanlar erki memnun edebilmek adına başka insanlara önemli zararlar verebilmektedirler.

Kısacası kötülük bizimledir. Uzaktaki canavar değildir. Savaş durumunda itaat insanlık suçu işletebilir ama günlük yaşamdaki erki memnun edebilmek için yapılan davranışlar da masum olmayabilir. Bu amaçlar doğrultusunda farklı saldırganlık tipleri kullanılabilir. Dedikodu yapma, iftira atma, erkin yanında yer alıp birey olmaya çalışana karşı çıkma,  taciz, kadının erkek egemen bakışa hizmet edip kendi hemcinsine zarar vermesi… Gibi binlerce örnek verilebilir.

Üstelik öylesine otomatiktir ki bu süreç, kişi kötülük yaptığının farkında bile değildir. Erk sahibi zaten hakkı olduğuna, itaat eden de zaten doğrunun bu olduğuna inanabilir. Çünkü çocukluğumuzdan itibaren itaat hepimize ödül getirir, itaatsizlik ise ceza. Belki de itaat bir yönüyle “salt aklın” bulduğu bir şey de olabilir. Aklı vurgulayan kültür kültürün devamını, düzeni, disiplini, homojenliğini bireyin mutluluğunun ve özgürlüğünün önüne koyabilir. Bu nedenle, çok kültürlülük, farklılıklara saygı, milliyetçilik ve cinsiyetçilik gibi kavramların olmadığı bir dünyayı “salt akıl ya da pozitivist bakış açısı” istemeyebilir.  Bu noktada belki de gelişim sürecinde kötülüğün bayalığı ya da sıradanlığı meselesi ile başa çıkabilmek için bilişsel gelişim kadar duygusal gelişim, kişilik gelişimi, birey olabilme, değerlerle davranabilme gibi kavramlar üzerinde durulmalıdır. Özetle, aynayı kendimize tutmayı,  içimize bakmayı öğrenmeden sadece dış dünyaya tutmak ve onu düzenlemeye çalışmak “kötülüğün bayağılığını” sürdürebilir.

           

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir