Köşe Yazısı Detay

Çocukları Doğaya Verelim!

Bahar Bektaş Aslan / İletişimci

Çocukluğumuz, içimize sığmayan umutlarımız ve tükenmek bilmeyen enerjimizle kah hayal kurar kah o hayalin içinde yaşardık!

Zaman ve şartlar ne olursa olsun hep umut ederdik! Akşama çikolata yemeyi, büyümeyi, çoğu zaman bir bakkal sahibi olmayı :)

Şimdiki nesilden en büyük farkımız; biz bahçelerde, parklarda, dağlarda korkmadan oynayan, enerjisini yeterince harcayabilen, en büyük işi oyun oynamak olan, televizyonu akşam vakti eve girince -o da evimizde varsa- izleyen, tatillerde alışveriş merkezlerine değil de doğaya koşan-koşturulan, bilgisayar henüz ülkemizde bulunmayan bir icat olduğu için siber alemin zararlarına maruz kalmayan  “mutlu” çocuklar olmamızdı!

Genelde çok kardeştik ve öyle her birimizin onlarca oyuncağı da yoktu. Oyuncaklarımızı kendimiz icat ederdik, başkasına da ihtiyacımız yoktu, tüm sokaklar bizimdi çünkü, sınırsız koşma hakkımızı sonuna kadar kullanıyorduk.

Şimdiki çocukları ise “apartman çocuğu” diye adlandırıyoruz!

Ne yazıkki çocukların oynayacakları park,bahçe vs. sınırlı olduğu için  vakitlerinin büyük kısmını evlerinde geçiriyor, dolayısıyla enerjilerini boşaltma imkanları olmuyor ve bol enerjili eve tıkılmış çocuklarla bu çocukluk dönemi annelerin kabusu haline geliyor. Üstelik çocuk evde “sakince otursun, evi dağıtmasın, annesinin muhabbetini bölmesin” mantığı ile ya tv ya da bilgisayar başına oturtuluyor. Eğer misafirlikte ise eline verilen akıllı telefondan onu uslu tutabilecek bir oyun açılıyor! Fakat tv veya bilgisayar başında geçirilen sürenin fazlalığı sadece çocukların kötü alışkanlıklar kazanmasına neden oluyor. Onun uzun vadede sakin bir çocuk olmasını sağlamıyor!  

Reklamlar, çoğu çizgi filmler, bilgisayar veya cep telefonu oyunları çocukların kontrolsüz bir enerjiye dönüşmesine neden oluyor!

Bizim zamanımızda veya şimdi aslında çocukların yaşaması gereken alem “oyun alemi”dir. Dijital oyunlardan bahsetmiyorum elbette!

Kız çocukları ip atlamalı,saklambaç oynamalı evde tv dizisi izlememeli mesela!

Mahalle maçı yapmalı erkek çocukları, okuldan üstü başı kir içinde gelmeli,  okul servisi eve yanaşınca ayağını toprağa dahi basmadan apartmana adım atan o milenyum çocuğu olmamalı! Evde televizyon açıp hazır yiyecek ne varsa alıp karşısına geçmemeli. Sonra biraz bilgisayar oyunu oynayıp ders çalışarak günü tamamlamamalı! Oyun oynamalı, gülmeli,koşmalı!

Çocuklar oynayarak büyür, kendilerini oynayarak tanır, çevreyi oyunla keşfeder, ayağını toprağa basmalı, koşmalı, düşmeli kalkmalı yaralanmalı, hayata alışması, hayatı tanımalı...Çevreden izole edilmiş bir ortamda büyümemeli! Böyle bir ortamda büyüyüp ergenlikte mutsuz olmamalı, hayata sıkı sıkı bağlanmalı. Oyun ve doğa çocuklar için en güzel antidepresandır, bunu yeterince kullanmalı, çocukken odalara tıkılıp 30’ lu yaşlarında hastalıkla tanışmamalı, gözleri ışıl ışıl olmalı umutsuz-mutsuz olmamalı!

Peki bu durumda ne yapmalı?

Çocuklarımızı mümkün olduğunca doğa ile buluşturmalı, kendi keyfimiz için onları zararlarını gözetmeden elektronik cihazlara hapsetmemeli! Oturup oyunlar icat etmeli, onlarla zaman geçirilmeli!

Büyükşehirlerde yeşil alan bulmak gün geçtikçe zorlaşsa da biraz özveri ile çocuğumuzu ulaştırabileceğimiz parklar bulmak mümkün, çocukları ait oldukları mekan ile buluşturmalı.

Bir de hayalim var : keşke yerel yönetimler çocukların bu ihtiyacını önemsese, özellikle büyük şehirlerde mevcut olan her yeşil alana bir yapı inşa etme ve bencilce yeşili tüketme hastalığı olmasa ,ülkemizde sağlıklı nesiller yetiştirmek için çevre ve şehircilik işleri çocuklara göre düzenlense, şehir planlanırken onların ihtiyaçları da gözetilse ne güzel olurdu değil mi!

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir