Köşe Yazısı Detay

Yalan Dünya

Ezgi Küllük / Sosyolog

Yalan, genel anlamıyla bir amaç doğrultusunda bilinçli olarak gerçeğin değiştirilmesidir. Dolayısıyla bir amaç ya da çıkar için yalana başvurulmaktadır. Yalana toplumsal, kültürel ve dinsel olarak baktığımızda olumsuz bir davranış olarak değerlendirilmektedir. Ayrıca yalanın eninde sonunda ortaya çıkacağı ve yalan söyleyenin en azından ahlaki olarak mahkûm edileceği de genel kanı olarak toplumda ve bireylerin belleklerinde yer etmiştir. Bu genel kanı atasözlerine de yansımıştır: “Yalancının mumu yatsıya kadar yanar.” gibi. Fakat bu ifade genel olarak doğru kabul edilebilir olmakla birlikte her zaman doğru değildir. Yalan söylemenin bazen toplumsal, kültürel ve dinsel olarak—doğrudan ya da dolaylı—desteklenmesi de söz konusudur. Örneğin “doğru söyleyeni dokuz köyden kovarlar” atasözü doğru söylemenin insanın başına iş açtığını, dolayısıyla en azından sessiz kalmanın daha doğru olduğunu ifade etmektedir. “Sessiz kalmak” ifadesi ise, aslında örtük olarak yanlışa ya da yalana ortak olmayı içermektedir.

Günümüz toplumunda yalan söylemek, artık normal iletişimin bir parçası olarak algılanmakta ve neredeyse bir refleks haline gelmektedir. Bir yalan sıkça ve sürekli olarak dile getirilirse giderek gerçeğin yerini alabilir ve eğer biz de artık o yalana inanıyorsak, artık o yalan değildir. Bu noktada,  Jean Baudrillard’a kulak vermekte fayda var. Baudrillard’ın ifadesiyle, medya bize kurgulamış olduğu gerçekliği  tükettirir. Gerçeğe ait tüm göstergeler ele geçirilmiş ve gerçekliğin yerine sahteler geçmiştir. Yaşadığımız simülasyon yaşam, artık hakiki ile sahteyi, gerçek ile imge arasındaki farkı ortadan kaldırmıştır. Karşımızda tek bir gerçek vardır: O da, sahte bir gerçeklik olan simülasyondur. Bu durum, toplumun gerçeği değerlendirme yetisini giderek zayıflatmaktadır. Bilim, sanat ve siyaset ve inanç dünyası gibi toplumsal yaşamın hemen her alanında görülebilen bu durum -medyanın da katkısıyla- insanlar gerçeği araştırmak yerine, gerçekliğin bu baş döndürücü yaldızlı imgelerle sunulan yalan haline inanmayı yeğler duruma gelmişlerdir.

Peki, neden yalan söyleriz? Aslında insanın yalan söylemesindeki neden doğasından kaynaklanmaktadır. Çünkü yalan, hem iktisadi hem de doğa kanunlarıyla ilintili bir olgudur. Doğanın en temel yasalarından biri olan “en güçlü olanın yaşamını sürdürme” ilkesi, insanın doğasına yalanı doğrudan yerleştirmiştir. İnsan varlığını sürdüremeyeceğini fark ettiği her durumda yalan söylemeye eğilimlidir. Çünkü yalan sayesinde gerçekleri örtbas edebilir, dostlarını ve düşmanlarını yanıltabilir, kafa karışıklığına yol açabilir ve gerçeği bulanıklaştırabilir. İşte bu nedenle yalan söylemek bir bakıma, doğa yasaları çerçevesinde doğal seçilim yasasını ihlal eden insanın hayatta kalma çabasını ifade eder.  Birçok hayvan da birbirini aldatmak üzerine davranışlarda bulunmaktadır, fakat burada dikkat çeken nokta, “yalnızca insanların, hem kendilerini hem de başkalarını kandırma özelliğine sahip olmaları”dır.

Binlerce yıldır insanların buluşu olan bu yalanları kullanıyoruz. Aslında hepimiz birer “Pinokyo”yuz. Yalan söylemek için her zaman bir bahanemiz var. Kimi zaman mahremiyetimizi korumak veya başkalarına zarar gelmesini engellemek için, kimi zaman kibarlık adına başkalarına sürekli yalanlar söyleriz. Kendisinden utanan, kendisini yetersiz bulan, kendi yeteneklerinin farkında olmayan, özgüveni düşük kişilerin yalan söylemesi daha beklenebilir bir durumdur. Fakat yalan söylemek daha çocuklukta alışkanlık haline gelmeye başlar. Bunun en büyük nedenlerinden biri ise, anne ve babanın yetersiz ve/veya yanlış davranışlarıdır. Aşırı beklenti içinde olan ailelerin çocukları, sürekli başkalarıyla kıyaslanan çocuklar,  sürekli yargılanan, ilgi gösterilmeyen çocuklar, dikkat çekmek, bulunduğu ortamda yer edinebilmek, sevgi ve saygı kazanabilmek adına yalana başvurabilirler. Bazen de yetişkinler, çocukları yalan söylemeye teşvik eder. Örneğin, sağlıklı olmamıza rağmen davet edildiğimiz yere, rahatsızım diyerek katılmamamız ya da çocuğumuzun öğretmeni bizi okula çağırdığında, çocuğumuza (hiç de işimiz yokken) gelemeyeceğimizi, çünkü çok işimizin olduğunu söylettirmemiz, çocuğumuza daha önce yapmak için söz verdiğimiz halde çeşitli mazeretler ileri sürerek söz verdiklerimizi yapmamamız gibi.

Toplumsal, kültürel ve dinsel dinamikler yalanı kötülüğe mahkûm etse de yalan tüm toplumlarda vardır. Hatta yalan bazen birden çok kişinin aynı amaç etrafında birleşmesinin hamurunu bile oluşturabilmektedir. Dolayısıyla, yalan insanın doğasına bu kadar yerleşmişken ortadan kaldırılması gün geçtikçe daha da imkansız hale gelmektedir.

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir