Köşe Yazısı Detay

Düğmeli Yataktaki Pijamalı Çocuklar

Nihal Tokat Kuşhan / İletişimci

Neydi bu?

Ressam Bob Ross’un, “Mutlu ağaç, mutlu çalı, mutlu dere çizeceğim,” cümleleriyle başlayıp çalılık fırçasını anlatmasından yola çıkarak, okuyana tebessüm ettiren bir şeyler karalamaktı bu yazıdaki amaç… Olmadı… Aklımdan çıkmayan, hep gönlüme düşen hasta bir çocuğun, diğer tüm çocuklar gibi bulunduğu ortamı renklendirmesiydi bu.

Yazı, düğmeli yataklar üzerineydi. Düğmeli yataklarda, düğmeli pijamalar giyinen çocuklardı kahramanlar. Sabahları günler aydınlık olsa da erkenden açılan gözlere yönelen gözlerde, içi kararan yetişkinlerin tedirgin bakışları vardı. Zaten hep onların içi kararırdı. Çocuklarsa ne zaman baksanız şendi. Düğmeli yatakta olanlar da, evinde, sıcak yatağında uyuyanlar da.

Yatağı cam kenarındaydı çoğunun. Yaşıtları evde, okulda, parkta bahçede gezinirken, onlar sık sık uzanmak zorunda kaldıkları bir yatağın gıcırdayan aksamını doğrultup yatıran düğmeleriyle oyalanmaktaydılar. Hayalde sınır olmazdı elbet. O yatak belki bir uzay gemisiydi. Belki bir uçak ya da koskocaman bir gemi. Ne olacaktı sanki, özünde yatak olan bu şeyin evdekinde olmayan farklı bir özelliği vardı: Bu düğmeliydi.

Koşturup yorulmaz, hastalıktan, iğneden ilaçtan bitkin düşerlerdi. Yine de çocuk, çocuktu işte ve orada da mutluydu (!). Mutlu muydu? İçini bilemeyiz.

Hastanenin büyük camlarından dışarı bakardı çocuk. Ne görmek isterdi de göremezdi bilinmez, şefkatli annesinin sesi çalınırdı kulağa, “Günaydın canımın içi, iyi misin? Ağrın var mı?”

Yaradılışı mucize olan bu varlığın bakışları yakardı odadaki her şeyi. Sonsuz ve sınırsız bir güzellik, tek kelime etmeden ne güzel de ifade ederdi kendini. Mimiklerinden eksik bilgi verdiği apaçık ortadayken, “İyiyim anne,” derdi. “Bu sabah daha iyiyim.”

Bu durumun diğer çocukların yaşadıkları hayattan en önemli ve güzel farkı: Annesi onun hep yanındaydı!  Annesi ona bakardı. Annesi onu bakışlarıyla severdi. Annesi ona canından can katmak ister, sımsıkı sarmalak ister de kablolara takılırdı. Dokunamazdı saçlarına; çünkü o saçlar ya kazınırdı ya da koca bir bez parçasıyla sarılırdı. Olsun. Saçları vardı. Annesi de biliyordu, çocuk da biliyordu.  

Neydi ki o? Kumru muydu o uçan? Camın ardı sıra görünen gökyüzü, camın ardı sıra uçan kuş, camın ardı sıra oynanan oyunlar, girilen yeni yıllar… Cama vuran sessiz siluetin düğmeli yataktaki imtihanıydı hayat. İki hece, tek kelime, kısa bir bakış, iki çift söz, yerine hiçbir şey koyamayacağınız değerler...

Dünyayı kendi ayaklarıyla gezemeyen bir çocuğun düğmeli yataktaki serzenişiydi bu… 

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir