Köşe Yazısı Detay

Umut

Yrd. Doç. Dr. Ferzan Curun / Akademisyen

Umut kavramı insanlık tarihi boyunca mitolojide, dinlerde, felsefede ve son olarak da psikolojide üzerinde en fazla düşünülen, konuşulan, yazılan kavramlardan biri olmuştur. Çünkü hepimiz yaşamın çeşitli dönemlerinde kendimizi, karanlıkta, çaresiz hissederiz. O zaman umut bizleri canlandırır, yaşamda tekrar anlam bularak devam edebilmemize yol açar. Bu anlamda bazı filozof ve araştırmacıların dediği gibi hayati bir kaynaktır. O halde umudu nasıl tanımlayabiliriz? Gelecekte iyi bir şeylerin olacağına inanmak mıdır? Yeterince beklersek yaşamın kendiliğinden iyi şeyler getireceğini düşünmek midir? Bir duygu mudur? Bir düşünce midir?

Filozof Gabriel Marcel’a göre umut insanda varoluş duygusunu oluşturur. Kişinin yabancılaşmasını engeller ve kendini gerçekleştirme yönündeki kararlılığına yol açar. Diğer yandan Friedrich Nietzsche umuda karamsar yaklaşmış ve umudun insanın yaşadığı eziyetin süresini arttırdığını belirtmiştir. Erik Erikson’a göre umut, kişinin en isteklerini elde edebileceğine ilişkin kalıcı bir inançtır. Staats’a göre ise istekler ve beklentiler arasındaki etkileşimdir. Kant, Hume gibi filozoflar ise umudu insan doğasında var olan bir duygu olarak ele almışlardır. 

Psikolojide Snyder umudu daha önceki iyi şeylerin olacağına ilişkin genellenmiş beklentilerimiz olarak tanımlayan bakış açılarından farklı olarak hedefler temelinde tanımlamaktadır. Ona göre umut üç bileşen içerir. Bunlar: hedefler, hedefi elde etmek için yollar planlayabilme ve hedefi elde etmeyi istemedir. Snyder’a göre hedeflerimiz genel ve soyut olmaktan ziyade somut ve iyi tanımlanmış olmalıdır. Hedefimizi gözümüzde canlandırabilmeliyiz. Örneğin mutlu biri olmak istiyorum gibi genel ve soyut bir ifadeden ziyade bizi mutlu eden net bir aktiviteyi belirlemek gibi. Ardından kişi net bir biçimde tanımladığı hedefine ulaşabilmek için yollar belirlemelidir. Genellikle umudunu yüksek tutan insanların bu yolları belirleme konusunda daha başarılı oldukları ve engellerle karşılaştıklarında daha iyi başa çıktıkları bulunmuştur. Son bileşen olan istek ise motivasyonla ilgilidir. Yapabilirim ve başarabilirim gibi içsel konuşmalarımız olumlu duyularımızı ve sonuçta umudumuzu arttırır. Genellikle umutsuz insanlar yapamam, başaramam gibi olumsuz iç konuşmalarla motivasyonlarını ve umutlarını düşürürler ve bu da onların depresif ve çaresiz hissetmesine yol açar.

Umudun azalmasının depresyonla ilişkisi bir çok araştırmacı tarafından farklı örneklemlerle defalarca gösterilmiştir. Umutlarını yüksek tutan insanlar akademik başarı, sağlık, stresle başa çıkama, hastalıkla başa çıkma, yüksek yaşam doyumu, iyilik hali gibi yaşamın bir çok alanında avantajlıdırlar. Bu nedenle umudu Lazarus en karanlık durumlardaki yaşamsal psikolojik kaynak olarak değerlendirilmiştir.

Umudumuzu yüksek ya da düşük tutmak üzerinde çocukluk yaşantılarımız belirleyicidir. Eğer geçmişimizde işler iyi gittiyse ve hedeflerimize ulaşmışsak umudumuzu yüksek tutmamız ve gelecekteki hedeflerimi belirlememiz, yollar bulmamamız ve motive olmamız için pek de bir engel yoktur. Diğer yandan bazen geçmişimizde işler pek de iyi gitmemiş olabilir, başımıza ya da bir yakınımızın başına ölümcül bir hastalık gibi iyimserliğin korunmasının güç olduğu durumlar gelebilir. Yine de her şeye rağmen, her ne olmuş olursa olsun ve umuda ilişkin bakış açımız ne olursa olsun- ister dini, ister felsefi ya da ister pozitivist- onu beslemeli, canlandırmalı ve devam edebilecek gücü tekrar ve tekrar yaratmalıyız. Galiba başka bir çaremiz de yok!

*Bu yazı öncelikle günlerdir Cerrahpaşa’da annesinin başında sabır, olgunluk ve güçle bekleyen sevgili dostum Filiz Tunç’a umut vermesi dileğiyle yazılmıştır.

*Snyder ve arkadaşlarına ait bir çok makaleden, Emel Koç’un Marcel’e ait makalesinden, pozitif psikoloji kitapları ve felsefe makalelerinden yararlanılmıştır.

Diğer Yazılar

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir