Köşe Yazısı Detay

Değer yargılarımız mı, Yoksa Çıkarlarımız mı?

Yrd. Doç. Dr. Ferzan Curun / Akademisyen

İnsan davranışlarını değer yargıları mı yoksa çıkarlar mı belirler? sorusuaslında indirgeyici bir soru... Hepimizin bildiği gibi insan davranışları karmaşıktır, beden, düşünceler, duygular, değerler gibi bireysel faktörlerden ideoloji, sınıf, kültür… gibi makro faktörlere uzanan karmaşık değişkenler tarafından ortaya çıkar. Yine de değer yargılarımızın mı yoksa çıkarlarımızın mı davranışlarımız üzerinde daha belirleyici olduğu tartışmaya değer bir konudur. Aslında günlük hayatta bunu sıkça tartışırız ve çoğumuzu da bu konudaki tutarsızlıklar öfkelendirir. Örneğin, dürüstlüğü sıkça bir erdem olarak vurgulayan ve genellikle dürüst davranan birinin çıkarları söz konusu olduğunda kolayca yalan söyleyebildiğini görmek gibi durumlar bizi rahatsız eder.

Sosyal Psikolojide insan davranışlarını bir anlamda çıkar alış verişi olarak gören kuramsal yaklaşımlar Sosyal Mübadele Kuramlarıdır. İsminden de anlaşılacağı gibi, bu kuramlar insan ilişkilerini mübadele, ya da alış veriş olarak ele alır. Felsefi olarak kuramların temeli hedonizme dayanır. İnsan haz yönelimlidir ve acıdan kaçmak ister. Kısaca kuramı özetlemek gerekirse bizler öncelikle bir ilişkiye girerken o ilişkideki olası ödülleri ve bedelleri değerlendiririz. Yani, basit bir hesap yaparız. O insandan ne ödül alabiliriz? Ödüller çok geniş ranjda olabilir. Bazıları maddi ödüllerdir: bize o kişi hediyeler verebilir, o kişinin maddi olanaklarından yararlanabiliriz. Hizmet olabilir, bizi arabasıyla istediğimiz yere götürebilir, bize yemek yapabilir, temizlik yapabilir, çocuk bakabilir. Manevi olabilir, o kişiyle ilişkimiz bize sevgi, güç, onay, saygınlık kazandırabilir.

Diğer yandan her ilişki bazı bedelleri de beraberinde getirir. Tüm ilişkilerde en önemli bedel hepimiz için yaşamdaki en önemli kaynak olan zamandır. Zaman kaybetme dışında maddi kayıplarımız olabilir, yaşadığımız çatışmalar ve kavgalardan zarar görebiliriz. Kurama göre, ödüller bedeli geçtiğinde o ilişkiye başlayabiliriz, ama ödüllerin bedellerden fazla olması o ilişkideki mutluluk için yeterli değildir. Çünkü hepimizin alışkın olduğu bir ödüllendirilme sistemimiz vardır, bu nedenle hali hazırdaki ilişkinin eski gözlem ve beklentilerinin üzerinde çıkması gerekir ki doyum alalım. Yani kuramın terminolojisi ile ifade edersek ilişkinin karşılaştırma düzeyinin üzerine çıkması gerekir. Ama bu durum sadece doyum için yeterlidir. İlişkide kalmamız için yetmez. Ya dışarda daha fazla ödül sağlayıcı insanlar varsa? Ya o ilişkide kalarak olası daha ödüllendirici alternatifleri kaçırıyorsak? Kurama göre o ilişkinin olası ilişki alternatiflerinin üzerine çıkması gerekir ki biz ilişkide kalalım.

Görüldüğü gibi kuram bize insan ilişkileri hakkında çok net bir matematiksel hesap önermiş. Elbette kuram çok bireyci olduğu, duyguları ihmal ettiği gibi gerekçelerle eleştirilmiştir. Diğer yandan birçok araştırmacı tarafından da farklı kültürlerde doğrulanmıştır.

Yazının başlığına dönersek gerçekten böyle miyiz? Belirleyici olan çıkarlarımız mı? Değer sistemimize ters olduğu için çeşitli açılardan ödüllendirici ya da insanlardan durumlardan uzak durup, daha az ödüllendirici seçenekleri seçtiğimiz olmuyor mu? Konuya Kohlberg’in ahlak gelişim teorisi açısından bakarsak ahlaki gelişimin çocukluktaki birinci aşaması ödüller ve cezalar ve çocuğun kişisel ihtiyaçlarıdır ve en üst aşaması ise evrensel ahlaki ilkelerle davranma ve kişinin içsel değer sistemini oluşturup ona uygun davranışlar sergilemesidir. O halde çıkarların davranışın davranışlar üzerinde bu kadar belirleyici olduğu bir hal ahlaki açıdan gelişmemiş bir durum olarak kabul edilebilir.

Bütün bu kuramsal bilgilerden sonra doğrusu değerlerle davranmaktır diyerek didaktik bir sonuca ulaşmak ve yazıyı sonlandırmak güzel olurdu. Ama söz konusu olanın gerçek hayat ve bizim de karnımızı doyurmak zorunda olduğumuz bir sisteme dâhil olduğumuz düşündüğümüzde keskin söylemler anlamsızlaşıyor. Ancak yine de kişisel bir görüş belirtmek gerekirse, değerimizi belirleyen ne sözlerimiz, ne savunduğumuz ideolojiler, ne entelektüel seviyelerimiz, ne toplumsal statülerimiz, ne de içimizdeki niyet.Değerimizi ortaya koyan gündelik yaşamdaki,  gerçeğin tam ortasındaki ahlaki tavır alışlarımız…

Diğer Yazılar

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir