Haber Detay

Sosyal Durumlara Girmekten Korkuyor Musunuz?

Sosyal Kaygı Bozukluğunda kişi sıklıkla korkulan durumlardan kaçınır. Kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda da yoğun kaygı ya da korku ile dayanmak zorunda kalır.

Sosyal kaygı bozukluğu hakkında Uzman Klinik Psikolog Pınar Yörük ile bir söyleşi gerçekleştirdik. İşte Yörük’ün ağzından sosyal kaygı bozukluğu ile ilgili bilinmeyenler.

Sosyal Kaygı Bozukluğu’nun temel özelliği bireyin başkaları tarafından incelenebileceğini düşündüğü sosyal durum ya da durumlardan belirgin şekilde yoğun korku ya da kaygı duyması ve kaçınmasıdır.

Sohbet etmek, yeni insanlarla tanışmak, bir şeyler yiyip içerken seyredilmek, konuşma yapmak, başkalarının karşısında performans göstermek gibi durumlar bireyde kaygı ya da korku uyandırmaktadır.

Birey sosyal durumlara maruz kaldığında, kaygılı, zayıf, deli, aptal, sıkıcı, korkutucu, pis ya da sevilmez olarak yargılanacağından endişe etmektedir. 

Başkaları tarafından olumsuz değerlendirilecek şekilde davranacağından veya görüneceğinden ya da kızarma, titreme, terleme, dil sürçmesi gibi kaygı belirtileri göstereceğinden bazı kişiler ise diğerlerini gücendirmek ve incitmekten ve bunun sonucunda da kabul görmeyeceklerinden korkmaktadır.

Sosyal Kaygı Bozukluğunda kişi sıklıkla korkulan durumlardan kaçınır. Kaçınmanın mümkün olmadığı durumlarda da yoğun kaygı ya da korku ile dayanmak zorunda kalır.

Ellerinin titremesinden korkan kişi yemekten, içmekten, yazı yazmaktan, bir şeyi işaret etmekten kaçınırken, terlemekten korkan kişi el sıkışmaktan ya da baharatlı yiyecekler yemekten kaçınabilir.

Kızarmaktan korkan başkası da topluluk önünde performans göstermekten, parlak ışıklardan, özel konuları konuşmaktan kaçınabilir. Bazıları da umumi tuvaletleri kullanmaktan kaçınabilir.

Kaçınma davranışı, parti gibi sosyal ortamlara girmemek, okula gitmeyi reddetmek gibi yoğun ya da bir konuşma metnine aşırı hazırlanma, dikkati başkalarına kaydırma  ya da göz kontağını sınırlama gibi daha ince ve güç fark edilir şekilde olabilir.

Sosyal kaygı bozukluğundaki korku ya da kaygının yoğunluğu, olumsuz değerlendirilmenin gerçek riski ya da sonuçlarına kıyasla orantısızdır. Sosyal Kaygı bozukluğu olan kişiler sosyal durumların olumsuz sonuçlarını sıklıkla aşırı şekilde değerlendirirler.

Sosyal kaygı bozukluğunda, sosyal ortam hemen hemen her zaman kaygı ya da korku uyandırıcıdır. Bu yüzden de sosyal durumlarda arada sırada kaygı yaşayan bir kimseye sosyal kaygı bozukluğu vardır denilemez.

Bunun yanı sıra, korkunun ve kaygının derecesi ve tipi (örn.beklenti kaygısı, panik atak) farklı ortamlarda değişiklik gösterebilir. Beklenti kaygısı sosyal bir olaya katılmadan önce haftalar boyunca her gün endişe etmek ya da bir konuşmayı günler öncesinden tekrar etmek şeklinde durumların çok öncesinde ortaya çıkabilir.

Bir kimseye sosyal kaygı bozukluğu tanısının konulabilmesi için, korku, kaygı ve kaçınmanın kişinin günlük yaşam, iş, okul, sosyal aktivite ya da ilişkilerindeki işlevselliğini belirgin bir şekilde engellemesi gerekmekte ya da klinik anlamda belirgin bir sıkıntıya, sosyal, iş ve diğer önemli  alanlarda bozulmalara yol açmalıdır.

Örneğin, topluluk karşısında konuşmaktan korkan bir kişi eğer işinde ya da okulunda rutin bir şekilde konuşma yapmak durumunda kalmıyor ve belirgin bir şekilde rahatsızlık da duymuyorsa sosyal kaygı bozukluğu tanısı almaz.

Bununla birlikte, eğer kişi kaçınıyor ya da gerçekten istediği bir işi ya da eğitimi sosyal kaygı semptomlarından ötürü almayı red ediyorsa bu belirgin bir sıkıntının yaşandığına ya da işlevsellikte bozulmanın olduğuna işaret etmektedir.

 

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir