Haber Detay

Obsesif Kompülsif Bozukluk ya da Takıntı Hastalığı

Halk arasında Takıntı Hastalığı diye adlandırılan Obsesif Kompülsif Bozukluk Nedir? Kimlerde ne zaman görülür? Tedavisi mümkün müdür ve nedenleri nelerdir?

Hepimizin gündelik hayatında karşılaşabileceği bir hastalık olan obsesif kompülsif bozukluk, halk arasında takıntı hastalığı diye adlandırılıyor. Obsesif-kompülsif bozukluk insanları kaygılarından kurtulmak için sürekli tekrar etme gibi ritüellere mahkum eder ve bu hastalığa yakalanan kişilerin hayat kalitesini oldukça düşürür!

Takıntı hastalığı, titizlik hastalığı ya da Obsesif- Kompülsif  Bozukluk (OKB), psikiyatri literatüründe çok uzun yıllardır bilinmesine rağmen, yakın zamana kadar çok nadir görüldüğüne inanılmaktaydı. Ancak 1980’lerde yapılan toplum araştırmaları, bu kabulün aksine bozukluğun son derece sık olduğunu ortaya koymuştur.

OKB, insanları tekrarlanan düşünce ve davranışlar döngüsüne hapsederek kısıtlayan bir hastalıktır. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler, kontrol edemedikleri yinelenen ve stres yaratan düşünceler, korkular veya görüntüler  (obsesyonlar) nedeniyle huzursuz olurlar. Bu düşüncelerin yarattığı sıkıntı bazı tekrarları ya da rutinleri acil olarak gerçekleştirme ihtiyacına (kompülsiyonlar) neden olur. Tekrarlar takıntılı düşünceleri önleme veya akıldan uzaklaştırma girişimiyle yapılır.

Bu tekrarlar sıkıntıyı ancak geçici olarak durdurur, obsesif düşünceler tekrar oluştuğunda kişinin ritüeli hemen tekrar etmesi gerekir. Bu davranış döngüsü kişinin gününden saatler çalarak normal günlük işlerini yapmasını engelleyebilir. Obsesif-kompülsif bozukluğu olan kişiler saplantılarının ve takıntılarının gerçek dışı veya manasız olduğunun farkında olabilirler, fakat kendilerini durduramazlar.

Obsesif-Kompülsif Bozukluk Toplumda Hangi Sıklıkta Görülür?

Obesesif kompulsif bozukluğun toplumda görülme sıklığı yaklaşık % 2-3 tür.Yani kabaca her 40 kişiden birisinde görülebilmektedir.ABD’de yapılan çalışmalarda bu bozukluğun toplumda sanılanın aksine oldukça yüksek sıklıkta olduğu saptanmıştır. Bu hastalığa sahip olan kişilerin damgalanma korkusu nedeniyle hastalıklarını gizlemeleri, çoğu zaman ruh sağlığı uzmanı olmayan hekimlere başvurulması ve ruh sağlığı uzmanlarının da bu hastalığı teşhis etmesindeki yetersizlikler çok uzun yıllar bu bozukluğun yeterince saptanamamasında etkili faktörler olarak görülmektedir.

Kadın ve erkekte görülme sıklığı birbirine yakın olan hastalığın, başlama yaşı ortalama 20 civarındadır. Yapılan çalışmalar OKB’lilerin %30-50’sinde belirtilerin çocukluk çağında başladığını göstermiştir. Hatta 2 yaşında dahi başlayan vakalar olduğu bildirilmektedir. Obsesif hastalar, semptomların içeriğine ilişkin kaygılar nedeniyle (dinsel,cinsel) yanlış anlaşılacakları ya da damgalanacakları korkusu ile şikayetleri için çok uzun süre yardım aramazlar. Hastalığın başlaması ile ilk doktora gidiş arasında geçen zaman yaklaşık 7,5 yıl olarak saptamıştır. Hastalığın ancak uzun yılar sonra doğru şekilde tespit edilebilmesi ve etkin tedavinin gecikmesi kişinin sosyal ve mesleki yaşamına büyük bir yük getirir.

Obsesif-Kompülsif Bozukluğun Nedenleri Nelerdir?

Nedeni tam olarak anlaşılmamış olsa da, araştırmalar biyolojik ve çevresel faktörlerin OKB ile ilişkili olabileceğini göstermiştir.

Biyolojik faktörler:  Beyin karmaşık bir yapıdır. Bedenin normal işleyişi için ihtiyaç duyulan, nöron adı verilen milyarlarca sinir hücresi vardır. Nöronlar elektrik sinyalleri yoluyla iletişim kurar. Nörotransmiter adı verilen kimyasallar bu sinyallerin nörondan nörona iletilmesine yardım eder. Araştırmalar serotonin adı verilen nörotransmiterin seviyesinin düşmesi ile OKB gelişimi arasında bir bağlantı saptamıştır. Serotonin dengesizliğinin ebeveynden çocuğa geçtiğine dair kanıt da vardır. Bu da obsesif-kompülsif bozukluğun genetik olabileceğinin göstergesidir. Ayrıca beynin belirli bölgeleri serotonin dengesizliğinden etkilenir, bu da OKB’ye yol açar. Bu problemin, beynin sağduyu ve planlama ile ilgili bölgeleri ve bedensel hareketleri içeren mesajları süzen bölgeleriyle bağlantılı olduğu görülür.

Çevresel faktörler:  Bazı çevresel stres yaratıcı faktörler OKB’yi tetikleyebilir. Belirli çevresel faktörler ise kişide var olan bu rahatsızlığı kötüleştirebilir. Bunlar;

- Taciz

- Yaşamsal değişiklikler

- Hastalık

- Sevilen birinin ölmesi

- İş veya okulla ilgili değişiklikler veya problemler

- İlişkiyle ilgili kaygılar

OKB teşhisi nasıl konur?

OKB için laboratuvar testi yapılmaz. Doktor hastanın ritüellere ayırdığı zaman da dahil olmak üzere hastanın belirtilerini değerlendirerek teşhisini koyar.

Obsesif bozukluk tanısı koyabilmek için kişinin zihninden atamadığı saçma bulduğu takıntılarının,günlük yaşantısını etkileyecek boyutta olması( en az günde 1 saat), sosyal ve mesleki yaşamını bozması gerekmektedir. Hafif düzeyde görülen obsesif ve kompulsif belirtileri hastalık saymamak gerekir. Yapılan çalışmalar sağlıklı insanlarda da hastalara benzer obsesif düşüncelerin çok sık görüldüğünü göstermektedir.Obsesyonlar; benliğe yabancı, yineleyici ve ısrarcı düşünce,dürtü y ada imgeler olarak yaşanır. Bunlar çoğu zaman hasta tarafından saçma ve mantık dışı olarak nitelendirilir.Obsesyonların yarattığı sıkıntı duygusunu gidermek için kişi kompulsif eylemlere başvurur.Bu eylemler kısa bir süre için kişinin huzursuzluğunu ortadan kaldırsa da, obsesif düşüncenin tekrar ortaya çıkması ile bu kompulsif eylemler tekrarlanır.Böylece kişi bir anlamda obsesyon-sıkıntı-kompulsiyon döngüsü içinde yaşamaya başlar.Bu döngü bozukluğun başlamasına ve sürmesine neden olmaktadır.

Örneğin mikrop bulaşmasından kaygılanan kişi kirli saydığı kişi ya da yerlere temas ettiğinde yoğun sıkıntı duygusu yaşar.Bu sıkıntıyı gidermek için tekrar tekrar ellerini yakamak ya da kıyafetlerini temizlemek ihtiyacı duyar. Bu durumda sıkıntısını azaldığımı gören kişi kirlilik obsesyonunu yeniden ortaya çıktığında bu bu temizlik davranışlarını tekrarlar. Bazen kişiler kendilerini kirlettiklerini düşündükleri durum ya da yerlerden kaçınarak da obsesyonların ortaya çıkardığı sıkıntıdan kurtulmaya çalışırlar.

Hastaların çoğunda birden fazla obsesyon ve kompulsiyon mevcuttur. En yaygın görülen obsesyon “bulaşma” obsesyonudur. Bu hastalar kir ve mikrop bulaşmasından kaygı duyarlar. Bulaştığını düşündükleri şeylerden kurtulmak için aşırı yıkanma ve temizlenme davranışı gösterirler.

İkinci sıklıkla görülen “Kuşku” obsesyonudur. Unuttuğunu veye eksik bıraktığını düşündüğü şeylerin kendisine ve yakınlarına zarar vereceği düşüncesini yaşarlar. Bu kuşkularını gidermek için sıklıkla kontrol etme davranışlarına başvururlar.Örneğin hasta ocağı açık bırakarak yangına sebebiyet vereceği endişesiyle evden dışarı çıkarken uzun süren kontroller yapar.

Üçüncü sıklıkla görülen;düzen obsesyonudur Kişi herşeyi düzgün ve simetrik yapma ihtiyacı duyar,en basit bir işe saatlerini harcayabilir.Örneğin; hasta yatağını tam ve düzgün toplamak için dakikalarını harcar.Örtünün simetrik olmaması, yoğun sıkıntı yaratır. 

Dördüncü sıklıkla;saldırganlık ve cinsel obsesyonlar görülür.Bu obsesyonlar içerikleri itibarıyle kişide yoğun suçluluk yarattıklarından, hastalar düşünce içeriklerini başkalarına açmak konusunda isteksiz davranabilirler.Bu da tedavi için başvuruyu geciktirebilir.

Sık görülen obsesyon türlerini şöyle sıralayabiliriz;

- Bulaşma ve temizlik obsesyonları

- Şüphe obsesyonları

- Düzen obsesyonları

- Saldırganlık veya zarar verme obsesyonları

- Dini obsesyonlar

- Sayma obsesyonları

Bunlara bağlı olarak yaygın kompülsiyon belirtileri ise şunlardır;

- Tekrar tekrar yıkanma, duş alma veya ellerini yıkama

- El sıkışmayı veya kapı tokmağına dokunmayı reddetme

- Kilit, ocak gibi şeyleri sürekli kontrol etme

- Rutin işleri yaparken içinden veya yüksek sesle sürekli sayı sayma

- Sürekli bir şeyleri belli bir biçimde düzenleme

- Belirli bir sıraya göre yemek yeme

- Genellikle rahatsız edici olan, akıldan çıkmayan ve uykuyu bölen kelimelere, görüntülere veya düşüncelere takılıp kalma

- Belirli kelimeleri, cümleleri veya duaları tekrarlama

- İşleri belirli bir sayıda yapma ihtiyacı

- Değeri olmayan şeyleri toplama veya biriktirme

OKB nasıl tedavi edilir?

OKB kendi kendine geçmez, bu yüzden tedavi edilmesi önemlidir. En iyi tedavi yöntemi ilaç ve bilişsel davranış terapisidir.

Bilişsel davranış terapisinin hedefi, obsesif-kompülsif bozukluğu olanların ritüellerini gerçekleştirmeden korkularıyla yüz yüze gelmelerini ve anksiyetenin azaltılmasını sağlamaktır. Bu terapi obsesif-kompülsif bozukluğu olanlarda sıkça görülen abartılmış veya felaketler içeren düşünceleri azaltmaya da odaklanılır.

Sürekli tedavi sonucunda hastalar normal veya normale yakın yaşam sürerler. Erken teşhis her zaman tedavi süresini azaltır.

kaynak:  http://www.bakirkoyruhsinir.gov.tr

              http://obsesif.nedir.com/

              http://www.e-psikiyatri.com

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir