Haber Detay

Gündemin Psikolojik Analizi

Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, bireylerin gelişmesinde olduğu gibi toplumların da gelişiminde benzer süreçlerin yaşanabileceğini söylüyor...

Politik Psikoloji Derneği Başkanı Prof. Dr. Abdülkadir Çevik, derneğin resmi sitesinde gündemin psikolojik analizini yaptı.

Çevik, “Bölünme Psikoloji ve Demokrasi İçin Uzlaşma Kültürü” başlıklı yazısında şunları dile getiriyor;

İnsanoğlunun doğasında iyi ve kötü, sevgi ve saldırganlık duyguları en temel özellikler arasında yer alır. Bu zıt duygular bireysel olgunlaşmayla toplumun kabul edebileceği boyutlarda ortaya konacak ve yaşanacak hale dönüştürülerek yan yana varlıklarını sürdürürler.

Bu cümlelerin anlaşılabilmesi için çocukluk döneminin gelişimine değinmemiz gerekir. Çocuklar 4-5 yaşına gelinceye kadar yukarıda belirtilen iyi ve kötü, hoşnutluk veren yaşantılarla acı veren yaşantılarını bir arada bulunduramazlar.

Örneğin çocuk mutlu olduğunda kendini ve onu mutlu eden çevresindeki kişiyi iyi olarak görürken, engellenip mutsuz olduğunda kendini ve çevresinde onu mutsuz eden kişiyi kötü olarak görür.

Çocuğun çevresindeki kişi (anne veya baba) aynı kişiler olmasına rağmen onları iyiyken iyi, kötüyken kötü anne babalar olarak yaşar. Bir başka deyişle onu mutlu eden ve mutsuz eden anne babayı farklı anne babalar olarak algılar. Onları tek bir varlık olarak görmez.

Çocuklar 4-5 yaşına gelince beyin kapasiteleri bu farklılığa tahammül edecek düzeye gelir. Dolayısıyla çocuk artık onu mutlu eden ve mutsuz eden annenin farklı anneler değil tek anne olduğunu kavramaya başlar.

Çocuğun bu düzeye gelebilmesi için iyinin ve kötünün bir başka deyişle siyah ve beyazın kaynaşıp griyi oluşturmasına katlanması gerekiyor. Yani bu yaşına kadar kendinden saydığı iyi ile dışladığı kötünün muhasebesini yapıp onlardan vazgeçmesi ve artık hem kendisinin hem de çevresinin ne tam iyi ne de tam kötü olmadığını kabullenmesi gerekir.

İşte çocuk bu noktada kendi iç dünyasında bu uzlaşmayı sağlayamazsa veya yeterince sağlayamazsa  yaşamı boyunca kendini ve  çevresini yeterince bütün olarak görmez.

Bireylerin gelişmesinde olduğu gibi toplumların da gelişiminde benzer süreçler yaşanabilmektedir.

Bugün içinde yaşadığımız Türkiye Cumhuriyeti 1919 yılında başlayan Milli Mücadele ve daha sonra devrimlerle bir ulus devlet kimliğini oluşturmuştur. Ancak bu kimlik oluşturulurken geçmiş Osmanlı kimliğinin dışlanmış ve kötü olarak gösterilmiş olmasına bağlı olarak o kimlikle bütünleşmiş toplum kesimi de kendini dışlanmış olarak algılamıştır.

Bireyselleşme ve kimliğini oluşturma sürecinde olan Türkiye halkı iyi ve kötüyü (siyah ve beyazı) bağdaştırıp hem iyi hem kötüyü içeren griyi oluşturmak için kendisiyle yüzleşmek zorundadır.

Bu süreç sancılıdır çünkü kabullenilmiş iyi ve kötülerin ne kadar iyi ne kadar kötü hatta iyi zannedilenin kötü, kötü zannedilenin kötü olamayacağını görüp kabullenmek önemli bir tahammül gücü gerektirir.

Toplumlarda bu tahammül gücünü arttırmak için toplum önderlerinin marjinal, dışlaştıran, ötekileştiren, ötekini aşağılayan söylemlerden uzak durmaları gerekir.

Ötekileştirilenlerin de aslında “biz” olduğunun bilincinde olmamız gerekir. Marjinal ve ötekileştiren ifade ve söylemler toplumda, zaten insan doğasında mevcut olan dışlaştırma ve bölünmeyi uyarır. Bunun sonucunda da toplum, gerçeklik temelinden uzaklaşarak çeşitli senaryolar ve komploların etki alanına girebilir.

Demokrasi ile insanın bireysel gelişiminde griyi oluşturma süreci sonucu kendi içindeki kötülere de tahammül edebilme durumu arasında çok yakın bir benzerlik vardır.

Nasıl ki kendi içinde kendi muhasebesini yapıp uzlaşmayan kişinin tahammül gücü oluşmuyorsa, toplumda da uzlaşma ve diyalog olmadan gerçek demokrasinin varlığından söz etmek pek mümkün olmaz.

Kendi iç dünyasında kendisiyle uzlaşma sorunu yaşayanların, kendi dışındakilerle uzlaşması çok zordur. Kendi içinde benimsemediği, dışladığı, reddettiği bir yanını ötekinin üzerine yüklemek o kişi rahatlatan bir psikolojik savunma mekanizmasıdır. Ancak bu savunma mekanizmasının devamlı kullanılması kişileri, kendi gerçekleriyle yüzleşmekten ve kendi gerçeklerinin görmekten uzak tuttuğu gibi başkalarını ve dış dünyayı da  gerçek yönleriyle görmelerine engel oluşturur.

Bugünlerde 2007 ve 2011 seçimleri sonrasında balkondaki gibi düşünüp konuşan uzlaştırıcı bir lider toplumsal gerilimi azaltacaktır. Öte yandan uzlaşmacı bir başbakanla toplumun bütününün özdeşleşmesi, toplumsal bölünmenin önüne geçecek en büyük engel olacaktır.

Kaynak: ppd.org.tr

Okuyucu Yorumları

İsminiz :
Yorumunuz değerlendirilmek üzere kaydedilmiştir. Yorumunuz onaylandıktan sonra bu sayfada görüntülenecektir